Kimi Zaman Diyorum ki: Kim Zaman?

Yayınlandı: 24 Aralık 2011 / deftersizkalemsiz

İnsanlar sonunda ne istediğini keşfettikleri zaman göz göre göre bir yığın şeyi kaybetmeye başlar. Onu istediğinde, diğerini kaybedersin. Diğerini istediğinde onu… Ne istediğini henüz bilmediğinde sakın kimsenin kalbini kırayım deme. O büyük düşünürler halt yemiş zaman her şeyin ilacı palavrasını sıkarak.Çünkü kırık kalplerin ilacı reçetelere sığmıyor Rephaim.

Ben.. Aylardır… Aylardır ben… Unutmak fiilini lügatinden çıkarmış olan, unut emrini beynine iletirken bilerek sağa sola çarptırıp yara bere içerisinde bırakan ben. Aman kimsenin canı sıkılmasın, kalbi burkulmasın diye canımı dişime takan ben. Karakterimden ödün veren, şahsımı çiğneyen de ben. Ne istiyordum ki kendimden? Bir iki satır yukarıda da belirttiğim gibi Reph, zaman hiçbir boka yaramıyor. Zaman sadece yüzünü bir Türkiye Fiziki Harita’ sına benzetiyor. Gözüm yaşarıyor.

O filmde, o adam “Zaman, anlam yüklenmiş sayıların bir araya gelmesi…” demişti. Onu yanımda hissetmek peki, kaç sayıya bedel? Kaç ömre sığar kalbimdekiler? Çağ atlayalım o halde Reph. Diyorum işte. Zaman adamı enayi yerine koyuyor ve yeryüzünde o koca, salyalı ağzını açacak tek bir it kalmıyor.

Allah sabrımızı  daim etsin.

Amin.

Reklamlar

Doom Gününü İki Gün Geçe

Yayınlandı: 06 Aralık 2011 / deftersizkalemsiz

Bugün ne? Ayın altısı. Dördünden beri yazmaya niyet ediyorum ama bir üşengeçlik bir tembellik almış başını gitmiş, nereye bilmiyorum. Şaşırmadın tabii. Şaşırmamalısın da dosti.

İyi günler geçirdim son zamanlarda ihmal edişim belki de o yüzden. Sadece canım sıkılınca, üzülünce, kızınca, kızarınca, morarınca kapına geliyorum sanma diye bütün benliğimle iş birliği içerisinde tembelliğimi yenip bilgisayarı açtım. Merhaba demek için. Nasılsın için. İyiyim için.

Merhaba Reph. Nasılsın? Ben iyiyim.

İyi kal.

Amin.

Seni seviyore dosti, hediye için teşekkürler!

Mola

Yayınlandı: 11 Kasım 2011 / deftersizkalemsiz

Rüya gördüğün olmuştur değil mi? Kötü rüyalar… Kâbuslar… Bambaşka bir yerdeyken, korkarken ve üzgünken gözlerini açmanla kendini birden şahsi yatağında bulman nasıl rahatlatıcı bir hisse, işte onu yaşadım oraya gidince. Ama zaman durmadı. Keşke dursaydı. Ama durmadı.

Yurda adımımı attığım an geldiğime pişman oldum. Hem de delicesine! Ama yağan karın sonu gelmedikçe ben de annemin sözünü dinlediğim için kendimi takdir etmeye başlıyorum. Odada yalnız olmak canımı çok sıkıyor, korkarım diye korkuyorum. Ama bir yandan da sessizliğin tadını çıkarmaya çalışıyorum. Film üstüne film izliyorum. Kitap okuyamıyorum. Bir hafta sonraki sınavlarıma çalışamıyorum. Bunun için vicdanımla savaşıyorum. Paramı son kuruşuna kadar harcıyorum. Falan filan.

Burada bir süre kaldıktan sonra artık gelmek pek koymaz dedim. Halt ettim. Kimsenin olmayışından belki de ama kendimi bu sefer çok yalnız hissettim. Eğer dün salaklık etmeyip okula gitmiş olsaydım hem kafam dağılırdı hem de ders kaçırmamış olurdum. Aferin bana Reph!

Her neyse.

Baksana…

Ömrümüz burada çürüyecek mi dersin dostum?

Aksidir inşallah.

Amin.

Not: Seni seviyorum.

Mehtap(mış): 8

Yayınlandı: 27 Ekim 2011 / deftersizkalemsiz

Şekerim… İyisindir inşallah? İyisin iyi. Kaç gündür şafak şafak diye gün sayıyordum ki, arkadaşın teki  “Akıllım, o mehtap diye sayılır!” şeklinde beni uyarmış bulundu. Aman da nasıl mutluyum nasıl mutluyum anlatamam! Bugün bir de dersanedeki eeeski matematik öğretmenim, beraberinde de liseden iki arkadaşımla Erzurum Evleri’nde çay işştuk, finduk fistuk yeduk. O kadar tatlı ki ortam, inanamazsın. Tamamen doğal, ilkel ve nostaljik. Fonda türküler var ama kesinlikle seni rahatsız etmiyor. Aksine ruhun dinleniyor gibi bir şey yani. Yaklaşık üç saat boyunca orda oturduk ve bundan sonra biri “Nereye gidelim?” diye soracak olursa, kolundan tuttuğum gibi oraya çekerim bilmiş ol.

Onda bitmesi gereken dersim de sekizde bitti. Bir rahatlık olmuş olabilir bugün için ama pazar günü o saatte(!) kalkıp okula gitmek sanırım her yiğidin de harcı değil yani. Höh… Ve havalar soğudu! Bugünkü soğuk resmen burnumu yaktı. Bayılıyorumm bu hisse. Kış ilerledikçe kaşlarımız falan da donacakmış. Hiç de güleceğim yoktu Reeph. Halimiz nice…

Günler geçtikçe, insanları daha iyi tanıdıkça, aynı kişinin birden fazla yüzü olduğunu keşfettikçe… Güzel şekerim, güzel.

Seni seviyorum.

Amin.

Gergin o_O

Yayınlandı: 21 Ekim 2011 / deftersizkalemsiz

Bak arkadaşım. Bugünkü konumuz insanlar. Aslında insan olarak doğan ama şartlardan ya da umurumda olmayan başka sebeplerden ötürü değişime uğramış, negatif yönde mutant geçirmiş varlıklar. Bu varlıkların kalp kırmanın ne vahim bir fiil olduğundan haberi yok. Çirkeflikten başka ustalaştıkları alan, dal, şube yok. İstedikleri uğruna harcamayacakları şey yok. Bu varlıklar: Zavallılar!

Rephaim. Burda öyle yüzler var ki gözümü açıp bakmaya cüretim yok. Yani bu öyle böyle bir şey değil. Şimdiye kadar etten tırnaktan şeyler yüzünden girdiğim münakaşalara bakıyorum da… Vay hele vay. Bunlardan uzak ol Reph! Duydun mu? Sadece benim yazdıklarımı bil, kimseye de anlatma ama okumalarına müsaade et.

Allah (c.c.) bizi onlardan etmesin ama dilerse onları bizden etsin.

Amin.

‘_’

Yayınlandı: 18 Ekim 2011 / deftersizkalemsiz

Aman be Rephaim. İnsan bu yerde kendini ne kadar motive dolu olursa olsun yine de yalnız hissediyor. Yani istediğin kadar yaz, istediğin kadar anlat, istediğin kadar ağla, zırla. Buranın ağaçları bile sahte! Zamanın akışı sahte! Günün geçişi sahte! Yollar sahte, evler sahte.

Canım okula gitmek istemiyor. Canım dışarı çıkmak da istemiyor. Reeephh. İçimden dua ediyorum amin demeyi unutma.

Amin.

Hele Şükür’lü Günler

Yayınlandı: 09 Ekim 2011 / deftersizkalemsiz

Ya hu. Sence de bu mantıklı mı? Buraya gelişimin üstünden iki hafta geçmesine rağmen, ağzımın tadıyla internete girememiş olmam. Mantıklı mı Reph? Sana yazmayı öyle istedim ki bazen. Ama bu saçma salak yurdun saçma sapan kuralları ve tutulmamış sözleri olduğu için, işte iki hafta kadar beklemek zorunda kaldım. İnternet kafeye gidebilirdim, gitmedim.  Labaratuvar dersinde kaçamak yapabilirdim, yapmadım. En sonunda da kendimi Tim’ de buldum.

İki hafta diyorum diyorum ama sanki aylardır bu odada hapis kalmışım gibi hissediyorum. İlk geceden haberin var mı dostum? Yok. Kimsenin yok. Peki sonraki gecelerden?  Bir gün ben ağladım, bir gün yandaki, bir gün alttaki. E alışıyorsun tabi zamanla. Mecburen… İstemeye istemeye. Hadi her şeye razı olalım, bayram tatili için perşembe ve cuma gününü de araya köprü yapmak istedik ama olmadı ama kötü oldu ama… Pek ümitli de durmuyor açıkçası bu saatten sonra. İki gün için buraya tekrar gelmek eziyet gibi. Düşüncesi bile!

Şimdi Rephaim. Bundan sonra en azından sana kavuşabildiğim için kendimi daha iyi hissetmeye ve pişmemiş yemekleri yemeye devam edeceğim, bil. Öğlen yemeği ile akşam yemeği arasındaki o kocamaan uzun vakitleri nasıl değenlendireceğimi bilmiyorum, bil. Okul başladı başlayalı içimde bir gram ders çalışma isteği yok, bil. Sınav başlayacakmış, vizeymiş, finalmiş, umrumda değil, bil. Özlüyorum, bil. Seni seviyorum, bil.

Amin…